Η Τουρκία σήμερα μέσα από τουρκικά και διεθνή ΜΜΕ

Faşistlik nedir, anti-faşist kimdir?

İRAN’DAN MİDİLLİ’YE UZANAN ÜÇ GÖÇMEN HİKÂYESİ

İRAN’DAN MİDİLLİ’YE UZANAN ÜÇ GÖÇMEN HİKÂYESİ
Source Date: 15/12/2018
Source Url: https://www.birartibir.org/goc-ve-multecilik/204-fasistlik-nedir-anti-fasist-kimdir
Nagehan Uskan'la söyleşi : İman, Armin, Emin… İran’ın üç farklı şehrinden üç farklı etnik kimlik, üç farklı hayat. Üçü de ülkelerini terk etmek zorunda kaldı, şimdi aynı yerde, aynı hayatı yaşıyorlar. “Hayat” ve “yaşamak” lafın gelişi. Her merhalesi ayrı bir dehşet uğrağı olan yolculuklarının şimdiki istasyonu Midilli adasındaki Moria mülteci kampı. İnsanı insanlığından utandıran muamelelerle ve azınlıkta kalsa da göz yaşartıcı dayanışmalarla örülü öykülerini dinlemek üzere İman, Armin ve Emin’e bağlanıyoruz.   

Midilli’ye gelmeden önce İran’da nasıl bir hayatınız vardı?

İman: Kirmanlıyım. 28 yaşındayım. 15 aydır adadayım. Göçmen statüsünü altı ay önce aldım. İran’da uzun yıllar tiyatroyla ilgilendim. Hâlâ oyunlar, şiirler yazıyorum. Tiyatro nedeniyle üzerimde İslâmi baskı hiç eksik olmuyordu. Bağımsız bir grubumuz vardı, tiyatro derslerini de hesaba katarsak karınca kararınca geçiniyordum. Baskılar yüzünden işime devam edemedim. Grubumuzun çalışmaları engellendi. İran’da bağımsız tiyatro yapmak için büyük bir mücadeleyi göze almak gerekiyor.

Armin: 31 yaşındayım. Urmiyeliyim, Kürdüm. Üniversitede bilgisayar eğitimi aldım. Yüksekova’ya komşu, Kürtlerle Azerilerin beraber yaşadığı Derbest köyünde yaşıyordum. Türkiye’den mal alıp satıyordum. İyi para kazanıyordum.

Emin: 27 yaşındayım. Gülistanlıyım, Azeriyim. Hukuk okudum. Piyano, vurmalı çalgılar ve gitar çalıyorum. Dört yıl İran sinema ve televizyon sektöründe çalıştım. Üç ay önce adaya geldim. İran’da ailemin beklentileri ve hayallerim arasında gidip gelen ikili bir yaşamım vardı. Ailem yasaklarla ve kurallarla çerçevelenmiş bir hayat sunuyordu. Okumak istiyordum. Hukuk fakültesine birincilikle girdim. Üniversitede yıllar boyunca hiçbir şeyi kendi bakış açımla değerlendiremediğimi fark ettim. Ama üniversite de beni hayal kırıklığına uğrattı. Din ve mezhep odaklı bir eğitim vardı. Müzik ve sinemayla iç içeydim. Konserler veriyor, birçok sanatçının orkestrasında yer alıyor ve televizyon programlarında çalıyordum. Bazı dizilerin müziğini besteledim.

                                                      İman: Göçmenlerin eşit haklardan yararlanmaları gerektiğine dair dağıttığım bildiriden beş ay tutuklu kaldım. Akla gelecek tüm işkenceleri uyguluyorlardı. En az 16 yıl hapis cezası alacağımı öğrenince Türkiye’ye geçtim.

Neden ülkenizi terk etmeye karar verdiniz, Türkiye’ye nasıl gittiniz?

İman: Tiyatro dışında yoksullara yardım ediyordum. Bir gece Kirman’da, İran’a sığınmak isteyen mültecilerle tanıştım. Afganistan, Pakistan, Bangladeş ve Filistin’den gelmişlerdi. Geri gönderilmekten korkuyor, şehre inip yiyecek alamıyorlardı. Onlarla sabahladım. Bazı zenginleri onlara yardım için ikna ettim. Bir ay boyunca göçmenlere yardım götürdük. Polisin haberi yoktu. Ardından üniversitelerde göçmen sorunuyla ilgili bildiri dağıtmaya başladım. Bildiride, dine bu kadar önem veren ülkede din kardeşlerinin yalnız bırakılmasına dair bir isyan vardı. Göçmenlerin İran’da eşit haklardan yararlanmaları gerektiğini yazdım. Göçmenleri yurtsuz bırakan savaş politikalarını sorguladım. Medyada göçmenler hakkında söylenenlere inanmamamız gerektiğini, ülkelerinden ayrılma nedenlerini bizzat onlardan dinlememiz gerektiğini anlatmaya çalıştım. Bildiriyi dağıtmamdan beş ay sonra İran İstihbarat servisi VAJA tarafından tutuklandım. Beş ay tutuklu kaldım. Durmadan hangi örgüte üye olduğumu soruyorlar, gözlerim bağlı, akla gelecek tüm işkenceleri uyguluyorlardı. İran liderine hakaretle suçlandım. Oysa bildiride yazan her şey gerçekti. İşkenceye daha fazla dayanamadım. Bir örgüte üye olduğumu söyledim. Gözlerim bağlı, aldıkları yere bıraktılar. Hastaneye gitmeye korktum. Mahkeme kararım henüz verilmemişti. Tanıdığım bir avukatı aradım. En iyi ihtimalle 16 sene hapis yatacağımı söyledi. Bir gece bir kaçakçıyla beraber Türkiye’ye geçtim. Sınıra ulaşıncaya dek kilometrelerce yürüdük, yanımdaki Afgan aile dayanamadı, birkaç aylık bebeklerini kırlık bir alana bıraktı. O an deliye döndüm, yaşadığım en derin acılardan biriydi, koşarak bebeği kucağıma aldım. Türkiye sınırına kadar bebekle yürüdüm.

Emin: Aklıma takılan her soruyu üniversitedeki hocalarıma soruyordum. Cevaplarının aileminkinden pek farkı yoktu. İslâm dışındaki dinlerle ilgili bilgi edinmek istiyordum. Etrafımda Zerdüştler ve Hıristiyanlar vardı. Onlardan öğrendiklerimi bir hocamla paylaştım. Bana “sen kafirsin, ateistsin” diye bağırdı. Mantıklı sorularıma cevap veremiyordu. İki hafta üniversiteden uzaklaştırıldım. Tüm öğrencilerin önünde özür dilememi istediler. Okuldan ayrılmayı göze alamadığım için özür diledim. Hocam gizlice sesimi kaydetmiş ve polislere dinletmiş. Onlara ateist olduğumu söylemiş. İran istihbarat servisine götürüldüm. Gözlerimi bağladılar. Bir adam beni saatlerce dövdü. Niye vuruyorsun diye sorduğumda, “Sen İslâm’la alay ediyorsun, ateizm propagandası yapıyorsun” diye bağırıyordu. Dört gün gözaltında kaldıktan sonra mahkemeye çıktım. Bir sürü iftira atmışlar. Hâkim iyi bir insana benziyordu. Sonunda biri beni anladı diye hayallere kapıldım. Meğer üniversitede bir örgüte üyeymişim, ateizm propagandası yapıyormuşum. On yıl hapis, 85 kırbaç cezası aldım. 85 kırbacı yedim. İki yıl tutuklu kaldım. Ardından serbest bırakıldım, ama on yıllık cezaya itirazım kabul edilmedi. O gece benimle aynı isimli kuzenimin pasaportuyla Türkiye’ye geçtim. Yalova’daki teyzemin yanına yerleştim. Orada çalışıp yaşamayı çok istedim. Önce bir ayakkabı fabrikasına girdim, ama patron maaşımı vermedi. Sonra teyzem İsveç’teki oğlunun yanına gitmemi önerdi. Kuzenim telefonda orada iş imkânı olduğunu söyledi. Kararsız kaldım. Teyzem İran’la Türkiye’nin arasının iyi olduğunu ve beni her an sınırdışı edebileceklerini söylüyordu. İki ayın ardından Avrupa’ya gitmeye karar verdim.

Armin: İran’da ticaret yapıyor, rahat yaşıyordum. 2008 meclis seçimleri sırasında bizim bölgede, Batı Azerbaycan eyaletinde, Kürtler ve Azeriler arasında rekabet yaşanıyordu. Bir Kürt adayın fotoğrafını arabama asmıştım. Bu konuda yasak yoktu. Ama bir Kürt partisini desteklemem bir polisin sinirini bozdu, beni karakola götürüp dövdü. Üç gün tuttular. “Kürtsün, PKK’lisin, PJAK’lısın” diye suçladılar. Dokuz ay tutuklu kaldım. Amcalarımdan biri general, o kefil oldu, annemi görmek için üç günlüğüne hapisten çıktım. Hemen Türkiye’ye kaçtım. Zaten köyümüz Yüksekova’ya çok yakın. Hasandere kapısından girdim. Kaçakçıya 100 dolar verdim. Benimle birlikte kaçanların çoğu İranlıydı. Türk askeri bizi yakalayınca “Afganım” dedim. Geçmeme izin verdiler. İranlı olduğunu söyleyenler geri çevrildi. Hakkâri’den Van’a, ardından Ankara’ya, orada biraz çalışıp İstanbul’a, nihayet Antalya’ya gittim. Sokakta su sattım, restoranlarda çalıştım. Türkçem iyileşince daha kolay iş bulmaya başladım. Kürt olduğumu söylemeye korktum. Azericeyi çok iyi konuşuyorum. Kendimi hep Azeri olarak tanıttım. İyi çalıştığım için herkes bana iş veriyordu. Televizyonda çatışma haberleri çıkınca etrafımdakiler “şerefsiz Kürtler” diye saydırıyordu. Kafa sallayarak onaylar gibi yapmak zorunda kalıyordum. Kafamda Kürt, Türk, Azeri, Fars ayrımı yoktu. Ama Kürt kimliğim yüzünden İran’dan ayrılmak zorunda kalmıştım, geri gönderilmek istemiyordum. Türkiye’de Kürt olmanın başlı başına bir suç sayıldığını anladım. O yüzden politikadan uzak durmaya çalıştım. Antalya’da bir otelde çalışırken MHP’li iş arkadaşım bile oldu. Bir gün, oy verecek olsam hangi partiye vereceğimi sordu. “HDP’yi seviyorum” dedim. Bana, “HDP’liler insan değil, ekmeğimizi yiyorlar, bir de buraya Kürdistan diyorlar” diye bağırmaya başladı. Kontrolden çıktı. “Siyaset yapmıyorum, sadece sempati duyuyorum. Kürtler de insandır” diye cevap verdim. Beni patrona şikâyet etti, işten attırdı.

İman, sen Türkiye’de nasıl bir güzergâh izledin, neler yaşadın?

İman: Türkiye’de kalmayı düşünüyordum. Yeni bir hayata başlamak istiyordum. Kaçakçılar bizi İstanbul’a kadar götüreceklerini söylemişti. Her gün ayrı bir köyde uyuyorduk. İki arkadaştık. İlk üç gün sadece ekmek yedik. Sonra üç gün Van’da kaldık, orada günde bir öğün yemek veriyorlardı. Kimliğimiz olmadığı için İstanbul’a yolculuk çok zor geçti. Evraksız olduğumuzu anlayınca biletleri üç katına satıyorlardı. Bazıları bizden şüphelenip polisi arıyor, bazıları ise dövmeye başlıyordu. Erzurum, Trabzon, Samsun, Ankara... Gittiğim her şehirde bir İranlı ya da Afgandan borç alıyor, sonra İran’daki arkadaşlarım üzerinden hesaplarına iki katı para yatırtıyordum. (cüzdanından otobüs biletlerini çıkarıp gösteriyor, kimi sahte isimlerle alınmış bu biletleri hâlâ saklıyor) Avrupa’ya götüren kaçakçılar birçok göçmeni dolandırmış, onlara güvenmiyordum. Sonunda İstanbul’a vardık. Bir arkadaş Pendik’te iş bulabileceğimizi söyledi. İranlı arkadaşımızın üzerinden bizi ağırlayabilecek birini bulduk. Bize güzel bir yemek verdi, duş aldık. Diğer iki arkadaşımın oturma izni vardı. Ev sahibi iki bin liraya Ankara’daki arkadaşlarından kimlik alabileceğini söyledi. Her lafında dini bir gönderme vardı. Bu kadar çok Allah diyenden hep korkarım. Sonra silah çekti. 1600 lira vermezsem evden çıkamayacağımı söyledi. “Param yok, ama elbise, ayakkabı, ne istersen al” dedim. “Sizi gidi İranlı zengin piçleri” diye bağırdı. Bizi bir odaya kilitleyip evden çıktı. Cebimde küçük bir çakı vardı. Yatağı kesip yaylarını pencerenin parmaklıklarını bükmek için kullanıp kaçmayı başardık. Sabaha karşı saat üçtü. Pendik metro istasyonunda uyuduk. Aklıma sınırı birlikte geçtiğim iki İranlı arkadaş geldi. Onları aradım. Denizli’ye yanlarına gidersem yardımcı olabileceklerini söylediler. Denizli’de beraber güzel bir kahvaltı yaptık. Ev kirasından payıma 500 lira düştüğünü söylediler. Parayı bulup hesaplarına yatırdım. Evde zaman geçiriyor, bol bol yazıyordum. Beş gün sonra tekrar para istediler. “Param yok, ama bana iş bulun, çalışayım” dedim. Eroin satmamı isteyeceklerini nereden bilebilirdim? İşi kabul etmedim. Evden ayrılmak için zaman vermelerini istedim. Akşam iki Türk arkadaşlarıyla birlikte çok içtiler. Sonra beni dövüp zorla eroin kullandırdılar. “İman, sen bittin” dedim. Sabah yine eroin verdiler. O an intihar etmeyi düşündüm. Çıkarken kapımı kilitlediler. Yalınayak pencereden kaçtım. Parkta iki İranlı gördüm, onlardan bir çift ayakkabı, bir de İstanbul bileti istedim. 200 lira verdim. İstanbul’a geldiğimde artık Türkiye’de kalmak istemiyordum. Kaçakçı aramaya başladım.

Armin, sen Türkiye’den ayrılmaya ne zaman, nasıl karar verdin?

Armin: Türkiye ikinci yurdum gibiydi. Mülteci statüsü alınca beni Balıkesir’e gönderdiler. Eşimle Facebook üzerinden tanıştık, ama akrabayız. O da İran’dan Balıkesir’e taşındı. Türkiye’de evlendik. Anneme, İstanbul’a uçak bileti aldım. Bir parkta oturmuş, telefonda havaalanında neler yapması gerektiğini anlatıyordum. İlk defa uçağa binecekti. Türkçe ya da Farsça bilmiyor. Dolayısıyla Kürtçe konuşuyorduk. Yanımdaki dört kişi “nece konuşuyorsun?” diye sordu. Kürtçe olduğunu öğrenince sataşmaya başladılar: “PKK’lısın, teröristsin.” Önce umursamadım. Ama kendimi karakolda buldum. Kürt ve mülteci olduğumu söyleyince bir polis benimle ilgilendi. Gaziantep’te Kürtlerle çalışmış, oradaki hikâyelerini anlattı. Ardından “seni anlıyorum, ama bence onlar haklı” dedi. Bir buçuk ay hapis cezası aldım. Serbest bırakıldıktan sonra her gün karakolda imza atmam gerekiyordu. Bütün sosyal medya hesaplarımın şifrelerini aldılar. Türkiye’yi sevdim, çalıştım, orada birçok arkadaş edindim. Ne oldu da bir anda terörist oldum? Bir avukat Türkiye’den ayrılmamı salık verdi. “Hiç vakit kaybetmeden Yunanistan’a git, eşini de götür” dedi. Denizde ölen göçmenlerin haberlerini duyuyordum. Havalar kötüydü. Eşimi riske atmak istemedim. Tek başıma geldim. Ablam bile sadece bir telefon konuşması yüzünden gitmek zorunda kaldığıma inanmıyor. “Ne yaptın? Adam mı öldürdün?” diye soruyor.

Avukatın uyarılarından sonra kulaktan duyma bilgilerle göçmen botlarının kalktığı yerlere gittim. Bir bota bindim. Sadece 100 liram vardı. Kaptan kabul etti. Yola çıktıktan az sonra iki büyük Sahil Güvenlik teknesi geldi. Botumuzu devirmeye çalıştı. Kaptan durursak hepimizin hapse gireceğini söyledi. Hem İran’da hem Türkiye’de yaşadıklarımdan sonra hapis dendi mi çok korkuyorum. O zaman sanki Allah elimizden tutup bizi adaya bıraktı. O botun batmadığına hâlâ inanamıyorum. O gece ölümün gözlerine baktım. Ama o anda bile Türkiye’ye dönmek istemedim. Ama şimdi Türkiye’yi de çok özledim.

devamını okumak için yukarıdaki linki kullanınız

Από τον ίδιο συντάκτη